Yarışma Günü

Önce yine bugünden bahsedeceğim. Ya da bahsetmeyeceğim, zira iyi başlayıp kötü biten bir gündü. Bahsetsem mi? Özet geçeyim, bir arkadaşımın Çin'den gençlik projesi için İzmir'e gelen arkadaşına İzmir'i gezdirdik. Muhabbet falan, biraz turist rehberliği, biraz çevirmenlik. Misafirimizin sıkılmaması için elimden geleni yaptım. Neyse yarışmaya dönelim mi?

Sabah kalktım, yarışmaya gittim. Önce bi' sunumların teslim edilmesi, ardından da kırmızı odaya aldılar bizi. Bir gün önce, kafamdaki her şeyin gittiğini söylemiştim ya hani, hala öyleydim. Jüri karşısına çıktığımda projenin sosyal yönünden hiç bahsetmedim bile. VTR'yi jüri izlemiyormuş, ilk defa orada duyuyorlarmış projeyi. Ama ben bunu bilmiyordum. Zira ilk elemeyi geçerken pazarın büyüklüğünden tutun da projenin sosyal yönüne kadar kabaca anlatmıştım. Hani bekliyorum ki detay sorulsun, onlar üzerine tartışılsın falan. Tabii ki öyle bir şey olmadı. Ön elemede anlattığımdan daha azını anlatabildim. Daha doğrusu madem girişimcilik yarışması, boş ver sosyal yönünü, bu işten kim kazanır (para), biz ne kazanırız falana geldi sorun. Limonata satsak kazanırız o kadar yatırım yaptıktan sonra ama; projenin sosyal yönüyle konan sermaye devede kulak kalıyor. Neyse, jüriye sunumumuzu yaptık. Çıktık oradan. İçeriye girdiğimde teknik jürinin arkamdan "çok geliştirilmesi lazım" "müşteri kitlesi az" gibi eleştirileri olmuş. Ama neden arkamdan söylediler bunu bilmiyorum. Evet, yarışmadaki diğer projelerden belki daha az müşterisi var. Zira ben de evimde parmağını sokunca çarpılmadığın bir priz olsun isterim. Hatta köpek kabloyu yese çarpılmayacağı bir priz yapsınlar, çok mutlu olurum. Ya da oradaki cenaze hizmetleri projesi; gerçekten hepimiz potansiyel ölüyüz. Ancak müşterisi olmasının yanısıra bir projenin sosyal bir amacı da olmalı. Benim olayımda bu var. Ben aynı masaya bir eğitmeni, bir veterineri, bir mama satıcısını, bir hayvan sahibini... oturtuyorum. Böyle bir masadan hepimiz mutlu ayrılırız.

Aslında bu, yarışma formatına benzetilerek daha net açıklanabilir. Orada farklı projeler var; yani para kazanmaya çalışan insanlar. Önünüzde bir masa var, jüri adında. Siz onlara yapıyorsunuz sunumu. Onlar sizin arkanızdaki teknik jüriye soruyorlar. E projeyi dinleyen, belki de asıl hayvan sahipleri de salondalar ama söz hakları yok, konuşamıyorlar. İşte şu an internetteki durum tam olarak bu evcil hayvan dünyasında. Yanyana durması gereken tüm yapılar birbirinden kopuklar. Oysa ben jüriyle, teknik jüriyle ve seyircilerle bir masada oturup öğle yemeği yeme şansı bulsam; ben uzun uzun anlatsam, jüri hemen sorsa, teknik jüri anında eleştiri yapsa, ben cevap versem hatta hazır yakalamışken soru sorsam onlara, e benim gibi genç beyinler de var masada, onlar da fikirlerini belirtseler, süper bi' öğle yemeği olmaz mı? Ama tabii bu bir TV show'u neticede, belki onlar için bu format gerekli; ama gerçek hayatın böyle olması şüphesiz işleri çekilmez duruma getirirdi. Ki getiriyor da... İşte benim projem tam olarak herkesi bir masaya oturtmak. O masadan herkes memnun ayrılacak. Nasıl mı? Aslında sadece masaya oturmaları bile yeterli ama; ben bir de üstüne o masada onlara süper yemekler sunacağım.

Neyse, hem sunumumda projeyi detaylandıramadığım için, hem de spot ışıkları altında fara yakalanmış tavşan gibi kalakaldığım için pek umutlu değildim. Neticede jüri de eledi beni. E tamam dedik, sponsor görüşmelerine devam... Sonra yeniden aldılar bizi, bu defa seyirciler oylayacakmış. Açıkçası buraya seyirci yazmak rahatsız ediyor beni, çünkü benim asıl işim onlarla. Onların beklentileri beni derinden ilgilendiriyor ve seyirci sıfatıyla durmalarından rahatsızım. Öğrenci arkadaşlarım desem, o da fazla laubali kaçacak; neticede arkadaşım da değiller. Ama onlara yakınım, hatta onlara en yakınım. Neden onlara da söz hakkı vermiyorlar ki. Bak bunu önereceğim NTV'ye. Mikrofon uzatsınlar, onlar da konuşmak isterlerse konuşsunlar yahu. Ha ne diyorduk, genç arkadaşlara oylama fırsatı sundular. Bekliyor muydum? Tamamen ortadaydı. Belki içlerinde hayvanseverler vardı, belki internetin çöplüğe dönmesini en iyi onlar anlıyordu, belki genç olduğum için kendilerini yakın hissettiler, belki evcil hayvan gibi sempatik bir dünyaya girdiğim için (gerçi yarışmada hiç sempatik yönünden bahsedemedik ama VTR'yi izlerlerse ucundan kıyısından azıcık görürler), belki internet projelerinin günümüzde her şeyden gerçek olduklarını bildikleri için destek verdiler; bilmiyorum ama %51 gibi bir oyla benim projeme inandılar, destek verdiler. Hem de projenin belki %3-5'lik (küsüratlı vereyim mantığı) kısmına güvendiler.

Yarışmadan sonra olayın şokuyla pek teşekkür edemedim kendilerine, ama burayı okuyan varsa içlerinde, gerçekten teşekkür ederim. Yarın yarışmanın o elemesinden sonrasını yazarım; yani bugünlere bir adım daha yaklaşırım, yavaş yavaş aradaki farkı kapatıp gün gün ne aşamada olduğumu anlatmak istiyorum. Son olarak aklımda kalan bir şey var, yarışma sonrasında tam ben araca giderken -ki acele etmem gerekiyordu, şımarıklığımdan değil yani- bir arkadaş gelip köpeklerinin ırk tayiniyle ilgili ne yapması gerektiğini sormuştu. Ona "Face'e ekle, oradan yardımcı olmaya çalışayım, nereye başvurman gerektiğini" dedim, adımı sordu "Oktay Gülsaçan" dedim. Bak burayı okuyorsa diye tekrar söyledim adımı. Benim için sakıncası yok, face'imin yarısı bu şekilde ekli zaten. Ha çok mu memnunum bu durumdan, hayır; ama bu sorunu çözmek için Petrar var zaten.

Şimdilik hoşça kalın.
Share on Google Plus

About Oktay

This is a short description in the author block about the author. You edit it by entering text in the "Biographical Info" field in the user admin panel.
    Blogger Comment
    Facebook Comment

0 yorum :

Yorum Gönder