Benim Gözümden Yarışma Süreci

2010’un sonlarında başlayan BİrFİKRİNmiVAR proje yarışması geçtiğimiz günlerde benim için sona erdi. Şimdi sizlerle yarışma hakkındaki deneyim, gözlem ve düşüncelerimi daha özgürce paylaşabilirim. Yarışmacı iken haliyle insanın üzerinde bir baskı oluyor.

Bu zamana dek proje detayını gizlilik anlaşması yapmadığım kimseyle tamamen paylaşmadım, bundan sonra da paylaşmayacağım. Ancak pek çok kişiye pek çok küçüklü/büyüklü parça verdim tüyo mahiyetinde. Hani konuştuğum herkesi bir platforma toplarsak herhalde %90’ına erişebiliriz proje detayının. Ne zamanki birileri kesenin ağzını açıp ikinci belki üçüncü kez benimle masaya oturdu, o vakit ben de ağzımı açıp büyük parçayı paylaşabilirim. Yine de bu bitmeyecek bir proje olduğu için bütünü, ancak işler yapıldıktan sonra görülebilecek, adım adım…

Yarışmada Ali Sabancı’nın “Daha fazla paylaşma istersen!” demesi beni korumak adınaydı; ne var ki üstteki paragrafta yazdıklarımdan dolayı, kendi kendimi koruduğumu zaten görebilirsiniz. Orada da belirttiğim üzere, bu büyük bir proje ve şeytanı ayrıntısında, ayrıntısı da beynimin kıvrımlarında gizli. Oturup anlatmaya başladığımda seri halde minimum 3-4 saatinizi, siz o kısmı sindirdikten sonra belki 60-70 saatinizi alabilir tamamını dinlemek. Ama önemli değil zaten o kısmı, siz 3-4 saatte ikna olup imzayı atın, gerisini de ben yazılım ekibine anlatayım yavaş yavaş.

Bir kısım insan, bunları TV’de anlatsan alırdın ödülü dedi, ama meselenin o güzel kurgulanmış detaylarda olmadığını düşünüyorum. Tıpkı priz geliştiren Fahrettin Abi’nin projesine “Ehehe bunun görüntüsü neden böyle, bu bitince de kocaman mı olacak?” diye sormadıkları gibi, bana da bu tarz yaklaşmayacaklarını düşünmüştüm. İşte bu noktada, yarışmanın ne yazık ki adı gibi, fikir yarıştırmadığına ve web projelerine yaklaşımlarına değineceğim. Yarışmada ne yazık ki ürünler çok fazla öne çıkıyor. Benim bu tarz bir yarışmadan beklentim, ortaya atılan fikrin gerçekleştirilebilir olup olmaması ve gerçekleştirilebilirliği halinde hangi maliyetle ne kadar kazanılacağı üzerinde olmasıydı. Ne yazık ki bu, hiçbir aşamada gerçekleşmedi şu ana dek. Umuyorum finalde buna değinirler ve gerçekten hak eden kazanır. Çünkü yarışmacıların çoğunu tanıma şansım oldu, bir kısmı sadece “Tv’de reklamım oldu, NTV’ye para versem reklam yaptıramazdım” derken, bir kısmının yatırımcının beklentileri hakkında hiçbir fikri yok. Yarışmanın açıklamalarında bahsedilen ödüllerin bile ne olduğundan habersiz bir güruh olduğunu ve 1 milyon TL ödül alacaklarını ve bunun karşılığında hiçbir şey vermeyeceklerini sananlar bile var. Aslına bakarsanız bu onları hayal kırıklığına uğratır sadece. Ama asıl önemli olan kısım şu: gerçekten bir iş planı yapmış yarışmacılar da var. Benim derdim onlar. Onlardan birinin kazanmasını istiyorum. İstiyorum istemesine de, asıl büyük sorunlardan biri de orada başlıyor, onların yaptıkları hesaplarla da yarışmanın ödülleri örtüşmüyor. Bunu daha netleştirmek için projeler hakkında konuşmam gerekir ki bu yanlış bir yaklaşım olur. Ancak sorulması gereken soru şu: “Senin hayalini gerçekleştirmek için ne kadar ihtiyacın var?” Eminim söylenen rakamlar gerçeğin çok altında olacaktır, ancak bu, onlar bilerek rakamı düşürecek demek değil. PR için harcayacakları paraları ve daha nicesini hiç hesaba katmadıkları için.

Şimdi bana gelelim, bu projeyi gerçekleştirmek için ne kadara ihtiyacın var? 100 bin. Netim. Belki ihtiyacım olandan biraz fazla söyledim. Ancak bunun salt yazılım maliyeti olduğunu söylemek yanlış olur. Totalde yazılıma bundan çok daha fazlası harcanacak çünkü benim hayalim o kadar küçük değil. Ancak başlangıçta belki bu paranın ağırlıklı bir kısmı. Elbette iş planımı da paylaşacak değilim burada, ama benim işlerimi doğru düzgün yürütmem için ihtiyacım olan budur. Haa diyebilirsiniz ki “Herkese ihtiyacı olan para verilse, işlerini doğru düzgün yürütür zaten, para kazanmak kolay değil!”. O vakit ben de derim ki ben zaten işlerimi doğru düzgün yürütebilecek kaynağım olmadığı için yarışmaya katıldım. Kendi başımayken de düşünebiliyorum para olmadan nasıl yapılır diye zaten. Siz parayı koyarsınız, ben ihtiyaçlarımı belirlerim, siz paranın akışıyla ilgilenirsiniz, ben size fazlasıyla geri döndürürüm. Ne yazık ki komik olan şuydu yarışmayla ilgili maliyet kısmında; millet “Yok yahu maliyetim o kadar yükselmez” derken ben tutup maliyetimin aslında yüksek olduğunu ispatlamaya uğraşıyorum. Ne garip, hayat, vapurlar falan. Arda Bey tutup “Ay ne var canım 150 liraya yaparsın bunu” diyor. Ama ardından ekliyor: “Ama şurası şöyle olsun, burası böyle olsun dersen uğraşamam”.

Benim projemde tam mesaiyle çalışması gereken yazılımcılar istihdam edilmeli. Belli dönemlerde bu sayı artabilir de azalabilir de. Ama bir beyin kadrosunun daimi istihdam edilmesi gerekir. Amatör bir web projesinden bahsetmiyoruz çünkü. Şurası şöyle, burası böyle olacak zira.

Arda Bey’i oraya ne diyerek çağırdılar bilmiyorum. Ancak kendisinin benimle proje maliyetiyle ilgili tartışması saçmalıktı. Onun da ifade ettiği gibi, 150 liraya da web sitesi yapılır (hazır şablon çakılır yani), 150 milyon liraya da! Yarışmaya dönelim buradan, kimse bir X’in fabrikasının ne kadara mal olacağını sormazken, mevcut rakiplerinden ne kadar daha pahalı ya da ucuz olacağını, yani son kullanıcıya “kaça satacaklarını” sorarken, bana total maliyet üzerinden fiyat biçiliyor. Diğer proje sahibi, bu soruyu sordukları vakit “1 birim fazla” dediğinde –ki genelde fazla olacağını söyleyebilirim- “Hımm iyiymiş o zaman” deniyor. Peki acaba o ürünün seri üretiminin gerçekleşmesi için ne kadarlık bir harcama gerekiyor? Zira fiyat farkını belirleyecek unsur gerçekte budur. Yatırımcı değilim, cebimde de şu an 3-5 kuruş para var, ama biri bana dese ki” ver o 3-5 lirayı”; soracağım soru bu olur arkadaş, bu kadar netim. Senin yarışmadan istediğin parayı ne kadar zamanda geri döndüreceğin ve verecekleri parayla ortaklık yapan yatırımcı şirketleri nasıl memnun edeceğin! Benim projemden yana bu bağlamda da bir sıkıntım yok, ve sıkıntısı olmayan birkaç proje daha vardır programda. Geri kalan kısmını, “astarı yüzünden pahalı” sınıfına sokabiliriz. Ha hepsi değerlidir. Bu zamana dek elenenler dahil hepsi değerlidir gözümde. Ondan bahsetmiyorum bile! Yarışma sonlandıktan sonra, bir başka girişimcinin gözünden projeleri de değerlendirebilirim belki, ama şu aşamada sadece kastettiğim bu. 10 milyon tl’ye fabrika kurup pazarın hakimi şirketin ürününe alternatif ürün geliştirip +2 liraya satıp kâr etmeniz kısa ve orta vadede pek olası görünmüyor. Rakamları bi’ tarafımdan salladım tabii şu anda.

Ali Sabancı “birFİKRİNmiVAR’a gelen projelerin %20-%25i internetle ilgili ama gelen fikirler iyi bir iş planıyla ortaya koyulmuyor bu da yatırımcının kafasında soru işaretleri yaratıyor.” demiş. Ben de diyorum ki kimse bana iş planı sormadı. Ha iş planım ne kadar gerçekçidir oturur tartışırız, ama zaten bunu sen yatırım yapacağın vakit oturur tartışırız, ya da ekran karşısındayken, -TV’de yayınlamadan- alır 3 kişi bakarsınız iş planına. Ben yarışmaya her vakit yanımda hazırlayabildiğim kadar, iş planımla birlikte gittiğimi söyleyebilirim. Ancak daha ilk programdan, “Daha görsel bişiler yok mu, böyle bi demo olur, bi’ prototip olur?” diye yönlendiriliyoruz. Ben orada bir yarışmacıyım, “Şu daire içinde sunumunuzu yapacaksınız, şu kadar dakikanız var, şu anons verilince şu çizgiye geçeceksiniz” diye yönlendiriliyorum zaten. Masada oturup iyi niyetlice konuşmuyoruz. Spotlar bana dönünce fara yakalanmış tavşan gibi oluyorum zaten! Bu durum tüm yarışmacılar için geçerli. Bu bağlamda işte “ürün merkezli” projeler bir adım öne çıkıyor.

Onlar adına da şöyle bir sıkıntı var, atıyorum ürünün tasarımına eleştiri geliyor. Arkadaş bazı ürünün tasarımı kolayca değişebilir. Bazı ürününse tasarımını değiştirince işlerliğini kaybedebilir ya da kaybetme riski doğabilir. İlk gruptaki ürüne tutup tasarımından eleştiri getiremezsiniz ki. Bu bağlamda tasarımı değerlendirseler “pekala” derim ama öyle değerlendirilmiyor. Ya da ne bileyim, adam ürünü yapmış getirmiş (sülük), ben yaptım diyor, “nasıl yaptın?” diyorsun. Coca-Cola’nın tesisine adam gönderip “Bu kola özütünde neyden ne kadar var?” demekle aynı şey, “Sen o sülüğü nasıl besliyorsun?” diyorsun. Kesme şekerle besliyorum arkadaş, amacıma ulaştıktan sonra ne önemi var. Sen bana sor hele, “Bu sülükleri makro boyutta üretmek için ne kadar para lazım?”, “Bu parayı sana verince ne kadar zamanda geri dönüş başlayacak, çıkar bakalım hesap defterlerini?” de. Yoksa sülüğü ne ile beslediği de önemli değil, suyun PH’ı da; eğer “sülükler adam başı günde tek taş pırlanta” yemiyorsa!

Dönelim Arda Bey’e. Arda Bey, kendi de ifade ediyor bu işin çok büyük paralara bile mal edilebileceğini. Ha o ucuza da mal edilebileceğini savunuyor savunmasına, orası eğer ortak olmak isterse tartışılabilir de, ben şuna üzülüyorum, web sektöründeki biri, böyle bir yarışmada sona kalan web projesini hunharca harcayabiliyor “Bunu buddypress’le yapabilirsiniz” diyerek. Yapabilip yapamadığımı tartıştım, ne ben, ne de konuştuğum diğer yazılımcılar Arda Bey’e katılmadılar. Ha belki yapılır yapılmasına da, o kadar çok geliştirme lazım ki, yine dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz, o kadar çok geliştirme yapmak için çalışması gereken yazılımcıların maliyetleri! Yarışmaya ilk katıldığımda sektördeki iki oyuncudan yarışma yayınlanır yayınlanmaz mesajlar aldım. Bunlardan yazılımsal ve tasarımsal anlamda çok daha başarılı olanı, mihav.com’dur ki Arda Kapsal’ınkine benzer altyapı kullanmasına rağmen yazılım maliyetinin çok daha yüksek olduğunu söylemiştir bana. Yani hayır tüm bunlardan geçiyorum, kendi ifade ettiği gibi, milyon dolara da web projesi çıkabilecekken, ve bir web projesinin önünde böyle bir fırsat varken, desteklememesi gerçekten kötüdür. Türkiye’den dev web projeleri neden çıkmıyor sorusunun cevabı biraz da bu, oraya sektörden biri olarak çağrılan kişi bizzat hazır kod kullanmayı öneriyor. Hem de henüz Facebook’un bile yapmadığı tonla şeyi planlamış bir proje ile ilgili.

İki üstteki paragrafta sudan, şekerden bahsettim; açıkçası ben de ilgilenmiyorum php ile mi yazacaksın projeyi, asp ile mi beni bağlamaz. Benim istediğimi gerçekleştir, ben senin işine karışmam, ama sen de benim işime karışma. Neticede bu proje iki ayaklı bir proje ne yazılımcı tek başına altından kalkabilir, ne ben. Demek ki bu saatten sonra bana ne lazım? Bu projede yer almak isteyen canavar gibi yazılımcılar! Cebimde 3-5 kuruş para kaldığını söylemiş miydim?

Yarışmayı benim açımdan eğlenceli hale getiren en önemli şeyinse prodüktör Bora Oyacı olduğunu söyleyebilirim. Onun haricinde sürecin bana katkısı oldu mu? Kişisel anlamda beni geliştirdi mi? Şu ana dek çok net bir "hayır" cevabını verebilirim. Önceki senelerde verilen girişimcilik semineri örneğin bu sene bize verilmedi, ben seminerden 1-2 gün önce netten gördüm, dışarıya açık bir seminer şeklinde organize edildiğini ve biletleri biletix'ten alabildiğimizi.

Ha gelelim Fuat Sami'ye, kendisi hem kendi şirketi adına, hem de Türkiye'deki girişimciler adına önemli bir işe imza atıyor, sıcak kanlı davranıyor, zaman ayırıyor, yönlendirmeler yapıyor.

Hani böyle yazdık ya destan gibi, sanılmasın ki hep eleştirdim falan, yok öyle bir şey. Yapımda yayında emeği geçen herkese teşekkürler. Belki de projemi bu iletişim kanalları vasıtasıyla birileri görüp yatırım yapmak isteyecek ya da "Hadi Oktay yazalım şu projeyi" diye çalacak kapımı. Daha yolun başındayız! Olduğum yerde beklemiyorum ama, yine de "bekleyip görelim" diyelim, adettendir.

Share on Google Plus

About Oktay

This is a short description in the author block about the author. You edit it by entering text in the "Biographical Info" field in the user admin panel.
    Blogger Comment
    Facebook Comment

0 yorum :

Yorum Gönder