Süreci bu blogta uzun uzun anlatmayacağım, ancak 3 aylık bir düşünsel sürecin ardından evcil hayvan dünyasında yaşanan pek çok soruna müdahale edebilecek, insanların sosyalleşip, paylaşımda bulunup eğlenebileceği, ama aynı zamanda da ihtiyaç duydukları bilgiye, hizmete ve ürüne kolayca erişebilecekleri bu platformu genel hatlarıyla projelendirmiştim. Daha sonra detaya inip tüm bunları en ince ayrıntısına dek düşünmeye başladım. Gece uykumda bu proje vardı, sabah uyandığımda yine projem.
Nihayetinde projede pek çok şeyi kafamda hallettim ve işin yazılımsal boyutu devreye girdi. Bu noktada Mono İnteraktif'le saatler, günler süren toplantılar yaptık. Onlara, kafamda nasıl bir yer hayal ettiğimi anlattım; onlar da bunun gerçekleştirilebilirliği üzerine düşündüler. Nihayetinde, eşi olmayan bu yapının var edilebilmesi için ne kadar zaman, emek ve maliyet gerektiğini hesapladılar. Karşılayabileceğim bir rakam asla değildi. Peki vaz mı geçecektim? Tabii ki hayır!
Başladık sorup soruşturmaya. Kimler evcil hayvan sahiplerinin internetteki sıkıntılarını en aza indirgeyecek ve hatta gerçek hayatlarına pek çok artısı olacak sosyal yönü de güçlü bu projeye destek vermek isterdi? İşin özü kim finanse edebilirdi böyle bir projeyi? Onların bu işten kazanımı ne olurdu? (Bana kalırsa böyle bir projenin arkasında isim olarak durmaları dahi hayvansever camiasında hoş karşılanırdı; ama kazın ayağı pek de öyle değildi a dostlar) Onlara bir şeyler sunmam gerektiği söyleniyordu tüm sponsor bulma uzmanları. Ben onlara ne sunabilirdim? Oturduk, gerçekten böyle bir proje onlara bir şey kazandırır mı diye samimice düşündük. Evet, bize göre gerçekten çok büyük katkısı olacaktı bu pazarda yer alan ve bizi destekleyen firmalara. Eh, bunu detaylandırdık falan, derken bir arkadaşım facebook'tan "Bir Fikrin Mi Var?" adlı yarışmanın linkini gönderdi.
Siteye baktığımda, elemelerin ertesi sabah olduğunu ve İzmir için son başvuru tarihinin bir gün geçtiğini gördüm. İstanbul elemesine katılırım, diye düşünerek formu doldurdum, yolladım. Aynı gün KPSS'de vardı üstelik. İsabet olmuştu belki de kaçırdığım. Ha bu arada ben Edebiyat mezunuyum ve malum bir aile baskısı da var üzerimde "Köpeklerle uğraşıp durmam" onları pek memnun etmiyor. Akşam olmadan yarışmadan aradılar, ertesi günkü elemeye çağırdılar. Henüz sponsorlara sunacağım dosya bitmemişti bile. Olsun, kabul ettim. Ertesi gün sabah kalktığımda KPSS'ye değil Bir Fikrim Var yarışmasının elemelerine gittim. Fotoğraf makinesinin karşısında bile şebelek gibi kalan ben, kamera karşısına çıkıvermiştim. Üstelik üzerinde aylardır gece gündüz çalıştığım, kabaca anlatımının bile 1-2 saat sürdüğü projemi 3-4 dakika içinde anlatmam bekleniyordu. Ne yalan söyleyeyim, oradan "Benim projem o kadar kısa zamanda anlatılacak bir proje değil" deyip çıkmak gelmedi desem yalan olur. Ama yapamadım. Sunumu yaptım, ne anlattığımı şu an hatırlamıyorum bile, program yayımlanırsa sizinle beraber ben de göreceğim. Ama kafamdakilerin binde biri falandır herhalde.
Oradan çıkarken hiç umudum yoktu açıkçası. Sonuçların kasım sonunda açıklanacağını söylediler. Kasım bitti. Ses gelmedi, zaten ümitsizdim de; peki dedik, önümüze bakıp diğer yollara başlayalım.
Aralık ayında sponsor olmasını istediğim şirketleri belirledim. Bunları bir öncelik sırasına koydum, bir kısmını eledim; bir kısmıyla iletişime geçmeye çalıştım. Yine aynı dert! Kaç aydır detaylandırılan, özeti bile saatler süren projeyi telefonda kısa zamanda koca koca şirketlere anlatma çabası.
Aralık sonunda bir gün ben oradan oraya koştururken, telefonum çaldı. Telefonun arkasındaki ses yarışmanın elemelerini geçtiğimi, İstanbul'a çekime katılacağımı söylemişti. Çok detaya inmeye gerek yok, hem sevinmiştim; hem de hiç bana göre şeyler değildi TV yarışmaları falan. ben televizyon bile izlemem ki! Bir sonraki yazımda bundan sonraki süreci anlatacağım, şimdilik hoşça kalın; zira proje üstünde çalışmam gerekiyor.
0 yorum :
Yorum Gönder